Başlık

#EvdeKal #Dergi #Kitap #Oku
Kolay Sipariş ve Ödeme
24 Saatte Kargoda!

SEBİLÜRREŞAD NİSAN 2023 - SAYI 1087

SEBİLÜRREŞAD NİSAN 2023  - SAYI 1087

SEBİLÜRREŞAD NİSAN 2023 - SAYI 1087

  • Ürün Kodu:S 1087
  • Stok Durumu:1
  • 75,00TL

  • Vergiler Hariç:75,00TL

“Yemyeşil olmuş fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere…”
Mehmet Âkif, Hakkın Sesleri’nde Rûm suresinin 50. Âyetini manzum olarak yorumlar. Âyetinin meâlini “Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: Toprağı, öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecektir, hem O, her şeye kâdirdir.” Şeklinde metninin başına yerleştiren şair, şu mısralarla başlar şiirine: “Çık da bir seyret bahârın cûş-ı rengâ-rengini; Nefh-i Sûr’un dinle mevcâ-mevc olan âhengini! Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere; Yemyeşil olmuş fezâ; gömgök kesilmiş dağ, dere. En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat ;Fışkırır bir damlacık ottan tutup sıksan, hayât! Dün, kemikten külçe halindeydi her çıplak fidan; Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan! Dün, kudurmaktaydı ormandan cahîmî bin zefîr; Âşiyan tutmuş, bugün, her dalda perran bir safîr! Dün, nigeh-bânıydı milyarlarca zî-rûhun sübât ; Silkinip çıkmış o mahbesten , bugün, bir kâinât. Dün, ne mâtemdeydi âlem! Yer hazin, gökler hazin; Sûr-i fıtrattır bugün: Fıtrat bugün sahrâ-güzin! İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyyâz eli, Öyle yapraklar ki sun’undan: Gidip bir görmeli!” Üç bend ve 40 dizeden oluşan şiirin üstteki ilk bendinde Âkif, baharın gelişiyle birlikte canlanan tabiatı farklı örneklerle görselleştirir: Rengarenk bahar coşkusu, yemyeşil kan ve can, birçok bitkiyi emziren toprak, bir damlacık ottan fışkıran hayat… Bu arada, fark edileceği üzere anlatımını bugün-dün mukayeseli dizelerle sürdürür şair. Sözgelimi: “Dün, nigeh-bânıydı milyarlarca zî-rûhun sübât ; Silkinip çıkmış o mahbesten, bugün, bir kâinât.” Şeklindeki altıncı beyti günümüzde şöyle ifade edebiliyoruz: “Dün uyku, milyarlarca canlının bekçisi olmuş idi; Halbuki bugün o hapishaneden bir evren silkinip çıktı.” Âkif, metnin ikinci bendinde sözü kendisine getirir. Baharın gelişine rağmen kendisini mutlu hissetmez. Çünkü hazan mevsimi ruhuna kök salmıştır. Bülbüller şakısa da onun beyninde baykuşlar ötmekte[1]dir. Çünkü, gözünün önüne bir bir yıkılmış evler gelir, yabancı ayaklar tarafından çiğnenmiş ve yabancı ellere düşmüş vatan gelir. İniltiler, matemli haller onu rahat bırakmaz. Bend şöyle tamamlanır: “Âh! Tek bir âşiyandan bin yetîmin nâlesi, Yükselirken, dinleyen insan mı[1]dır bülbül sesi?” Şiirin son parçasında ise şu dikkat çekici dizeleri okuruz: “Kendi sağlam... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin! İşte en korkuncu hüsrânın, helâkin, haybetin! (…) Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr... Yoksa, artık Sûr-i İsrâfîl’e kalmıştır nüşûr!” Günümüz Türkçesi’yle kaydedelim: “Kendisi sağlam… Duygusu ölmüş, ruhu ölmüş milletin! İşte en korkuncu kaybın, yok oluşun, mahrumiyetin! (…) Ne olur, bir de bizlerden görünsün ilkbaharın ruhu… Bu da olmazsa artık, bizi yeniden diriltecek şey İsrafil’in Sûru!” Dikkat edileceği üzere Mehmet Âkif, tabiattaki canlanma manzaraları ile sosyal hayat manzaraları arasında ilişki kurmaktadır. Bu ilişki, maalesef dönemin sosyolojisinden ötürü ters orantılıdır. Dolayısıyla şair bu şiirinde, Kur’ânî bir hatırlatma ile toplumsal bir silkinişi teklif etmektedir. Âkif’in geleneğini sürdürüyoruz. Bahar ve yenilenme dosyamız ile sizleri başbaşa bırakıyoruz. 

Yorum Yap

Lütfen yorum yazmak için oturum açın ya da kayıt olun.