İKAZLAR ŞAİRİ MEHMET AKİFİ YENİDEN OKUMAK
YENİDEN SEBİLÜRREŞAD ARALIK 1083 SAYISI
Yakın dönem Mısır tarihinin önemli tanıklarından yazar Alâ el-Asvânî 2011’de Muhammed Mursî önderliğinde gerçekleşen Mısır Devriminin birkaç yıl sonra kanlı bir darbeyle Sisi tarafından sona erdirildiği günlerde artık ülkesinde barınamayacağını anlayıp canını ve eserlerini kurtarmanın yolunu arar. Bu arada Diktatörlük Sendromu adlı bir kitabın yazımını da yarılamıştır. Süreci yazarın kendi satırlarından okuyalım: “O sırada Mısır rejimiyle aram o kadar kötüydü ki kendi ülkemde bulunmam hem kendim hem de ailem için ciddi bir tehditti ve bu yüzden yarısı biten kitabı bir USB belleğe yükleyip çantamda diş macunumla traş kremim arasına saklayarak ülkeden çıkardım.” Mısır Otomobil Kulübü, Yakuphan Apartmanı, Chicago gibi romanları tercüme edilip Türkiyeli okurun da okumasına sunulan Alâ el Asvânî, dokuz ana başlıktan oluşan Diktatörlük Sendromu (Çev. Barış Özkul, İletişim Yay., İst. 2020)’nda “Diktatörlük Sendromunun Semptomları”, “Makbul Vatandaşın Ortaya Çıkışı”, “Faşist Zihniyetin Yayılması”, “Entelektüelin İtibarsızlaştırılması”, “Terörizme Zemin Hazırlayan Faktörler ve Diktatörlük”, “Diktatörlük Sendromunun Önlenmesi” başlıklarına ayrı önemler atfeder. Bu başlıklardan bizim ilgimizi en çok çeken ise “Entelektüelin İtibarsızlaştırılması” oldu. Asvânî bu başlıktaki metnine Nazi Propaganda Bakanı Goebbels’e atfedilen “Kültür kelimesini her duyduğumda, tabancama davranırım.” cümlesiyle giriş yapar.
Diktatörlerin entelektüellere karşı bir küçümseme ve güvensizlik tavrı içinde olduğunu, öte yandan entelektüelleri aciz ve değersiz olarak göstermeye gayret ettiklerini vurgulayan Asvânî, aslında onların entelektüellerden korktuğunu belirtir. Nihayetinde nitelikli bir entelektüel karşısında hangi diktatoryal güç olursa olsun hakkı ve hakikati seslemeye devam edecektir. Bir yerden sonra makalesini entelektüel tipler üzerine yoğunlaştıran Asvânî onları bizim de Türkiye pratiğinde örneklerine rastladığımız “direnen”, “yandaş”, “tarafsız”, “yarı zamanlı”, “komisyoncu” sıfatlarını “entelektüel” ile ara başlık yaparak ele alır, inceler. Yazarın bu tiplerden “direnen entelektüel”i takdim ettiğini söylemeye gerek yok. Fakat diktatör karşısında o enteletüel tipinin de pek şansı olmayacaktır. Zira sürgünü veya hapsi göze alması gerekecektir. Ya da vicdanının sesini dinlemekten vazgeçip yaltaklanacaktır… Başka kavimlerin diktatörlerinin yanı sıra kendi ülkesinden Cemal Abdülnasır, Hüsnü Mübarek ve Abdulfettah Sisi’nin zulümlerine dair örnekler sunar Diktatörlük Sendromu’nda Asvânî. Bizim, Sisi ile Dünya Kupası arifesinde, yaptığı darbeden yıllar sonra maalesef el sıkışıldığı dönemde ve Sebîlürreşad’ın elinizdeki Mehmet Âkif özel sayısı hazırlığı yaptığımız günlerde okuduğumuz bu kitap, kuşkusuz derin içerik ve anlamlar ihtiva ediyor. Bu içerik ve anlamları, vaktiyle Mısır’a gitmek zorunda kalan ve hayatını orada devam ettirebilmek şansını yakalayan Âkif’in hak ve hürriyet düşünceleriyle örtüştürmek mümkün. Bunun için sözü uzatmaya ise hiç gerek yok. Âkif’in ölümsüz Safahat’ı okunsa yeterli. Hele hele Safahat’ı Âkif’in geleneğine bağlılık gösterisi olarak bastırıp dağıtan malum siyasî, mülkî ve idarî kişiler ve kurumların başındakiler bunun yerine önce bu abidevî eseri okurlar ise hem kendileri hem de toplum için daha hayırlı işler yapmış olurlar.
Rahmetli şairden el almanın bilinciyle ikazımızı yaptıktan sonra, işte hakiki anlamda entelektüel olmanın Âkif’âne ana ilkeleri:
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu...
…”
İrticaın şu sizin lehçede manası bu mu?
Yeni sayımızda buluşmak umuduyla, vesselam…









